Katılım finans kuruluşlarının gerçekleştirdiği finansman işlemlerinin fıkhî açıdan geçerli olabilmesi, yalnızca finansmanın faizsiz bir yöntemle gerçekleştirilmesine değil, işlemin dayandığı akdin sıhhat şartlarına uygun olarak kurulmasına da bağlıdır. Bu çerçevede akdin sıhhatinden söz edebilmek için temel olarak taraflar, akdin konusu ve icap-kabul olmak üzere üç ana unsurun ve bunlara ilişkin şartların sağlanması gerekir.

Özellikle satım akitlerine dayalı finansman yöntemlerinde bu şartların uygulamada nasıl karşılandığı, işlemin fıkhî niteliğinin ortaya konulması açısından önem taşımaktadır. Katılım finans kuruluşlarında finansman süreci; müşterinin talebiyle başlayıp malın satın alınması, mülkiyet ve riskin kuruluşa geçmesi, müşteriye satışın gerçekleştirilmesi ve sonrasında faturanın ibraz edilerek işlemin teyit edilmesine kadar devam eden birbirini tamamlayan aşamalardan oluşmaktadır.

1. Finansman Talebi ve Ön Değerlendirme

Bir müşterinin katılım finans kuruluşuna finansman talebiyle başvurmasıyla süreç başlamaktadır. Öncelikle müşterinin finansman koşulları değerlendirilmekte; limit tahsisi, firma analizi, mali yeterlilik, risk değerlendirmesi ve kuruluşun ilgili diğer kredi süreçleri tamamlanmaktadır.

Bu aşamaların ardından müşteriden finansmana konu olacak mal veya menfaate ilişkin proforma fatura veya benzeri bir belge talep edilmektedir. Proformada genel olarak satıcının unvanı, malın cinsi ve niteliği, miktarı, birim fiyatı, toplam bedeli ve malı belirlemeye yarayan diğer bilgiler yer almaktadır.

Proforma, katılım finans kuruluşunun hangi malı, kimden ve hangi bedel üzerinden satın alacağını belirlemesi bakımından önemli bir işleve sahiptir. Daha da önemlisi, finansman kapsamında gerçekleştirilecek akit ve satın alma sürecinin temel referansını oluşturmaktadır. Bu nedenle daha sonraki aşamada ibraz edilecek faturanın proforma ile uyumlu olması, finansmanın başlangıçta belirlenen şartlar çerçevesinde gerçekleştirildiğinin teyidi açısından önem taşımaktadır.

2. Sipariş ve Vekâlet Aşaması

Proformanın katılım finans kuruluşu tarafından incelenmesinin ardından işlemin niteliğine göre finansman süreci başlatılmaktadır. Yurt içi işlemlerde bu süreç çoğunlukla sipariş formu üzerinden yürütülmektedir. Katılım finans kuruluşu, müşterinin talep ettiği mala ilişkin siparişi satıcıya doğrudan iletebilmekte veya müşteriye gerekli yetkilendirmeleri yapmak suretiyle siparişin satıcıya ulaştırılmasını sağlayabilmektedir.

Yurt dışı işlemlerde ise işlemin niteliğine göre vekâlet mekanizması daha yoğun kullanılmaktadır. Müşteri, belirlenen şart ve sınırlar çerçevesinde katılım finans kuruluşunun vekili olarak malın satın alınması, teslim ve tesellümü ile satın almaya ilişkin diğer işlemlerin gerçekleştirilmesi hususunda vekil tayin edilmektedir.

Buradaki temel husus, müşterinin vekil sıfatıyla hareket ettiği aşama ile katılım finans kuruluşunun malik olduğu aşamanın birbirinden ayrılmasıdır. Vekâlet ilişkisi, müşterinin kuruluşu temsilen belirli işlemleri gerçekleştirmesine imkân sağlarken, gerçekleştirilen satın alma işlemi sonucunda malın mülkiyetinin katılım finans kuruluşuna geçmesi amaçlanmaktadır.

3. Katılım Finans Kuruluşunun Mülkiyet ve Risk Üstlenmesi

Satım akitlerine dayalı finansman yöntemlerinin fıkhî açıdan en önemli noktalarından biri, katılım finans kuruluşunun müşteriye satacağı mala satıştan önce malik olması ve bu mülkiyetten kaynaklanan riskleri üstlenmesidir.

Bu nedenle müşterinin talep ettiği malın satıcıdan satın alınması ile müşteriye satılması arasında mülkiyet ve riskin katılım finans kuruluşunda bulunduğu bir aşama bulunmaktadır. Mal, katılım finans kuruluşu tarafından satın alındığında mülkiyet kuruluşa geçmekte; müşteriye satış henüz gerçekleşmediği için malın bu aşamadaki riskleri de kuruluşa ait olmaktadır.

Uygulamada malın fiziken katılım finans kuruluşuna teslim edilmesi her zaman mümkün olmayabilmektedir. Özellikle ticari hayatın gerekleri ve malın niteliği dikkate alınarak hükmî teslim mekanizmasından yararlanılabilmektedir. Bu durumda malın fiilen kuruluşun fiziki zilyetliğine geçmesi yerine, fıkhî ve hukuki şartları sağlamak kaydıyla mülkiyet ve teslimin hükmen gerçekleşmesi söz konusu olmaktadır.

Dolayısıyla belgelerin müşterinin adına düzenlenmiş olması veya malın fiziken müşterinin bulunduğu yerde bulunması, tek başına katılım finans kuruluşunun malik olmadığı anlamına gelmemektedir. Burada esas olan, gerçekleştirilen işlem sonucunda malın mülkiyetinin gerçekten katılım finans kuruluşuna geçtiğinin ve müşteriye satış gerçekleşinceye kadar mala ilişkin riskin kuruluş tarafından üstlenildiğinin ortaya konulabilmesidir.

Bu noktada temel soru şudur: Katılım finans kuruluşu, malı müşteriye satmadan önce gerçekten malik olmuş ve malın mülkiyetinden kaynaklanan riski üstlenmiş midir? İşlemin fıkhî niteliğinin belirlenmesinde bu sorunun cevabı kritik önem taşımaktadır.

4. Mülkiyet Dönemi ve Riskin Katılım Finans Kuruluşuna Ait Olması

Katılım finans kuruluşunun malı satın aldığı, ancak henüz müşteriye satmadığı dönem, işlemin fıkhî açıdan en kritik aşamalarından biridir.

Örneğin murabaha işleminde kuruluş, malı öncelikle kendi nam ve hesabına edinmekte, malın maliyetini ve mülkiyetten kaynaklanan riskleri üstlenmekte, daha sonra malı müşteriye belirli bir kâr ekleyerek satmaktadır. Bu nedenle malın kuruluşa ait olduğu dönem yalnızca şekli bir mülkiyet ilişkisi olarak değil, mülkiyetin doğal sonucu olan riskin de kuruluş tarafından üstlenildiği gerçek bir dönem olarak değerlendirilmelidir.

Nitekim murabaha standartlarında, malın katılım finans kuruluşunun mülkiyetinde bulunduğu dönemde karşılaşılabilecek risklere ilişkin sigorta yapılmasına yönelik düzenlemeler bulunmaktadır. Buna rağmen özellikle hükmî teslimin kullanıldığı ve malın fiziken kuruluşun kontrolüne geçmediği işlemlerde, bu dönemde ortaya çıkabilecek zayi, hasar veya benzeri risklerin nasıl yönetildiği ve sigorta uygulamasının ne şekilde gerçekleştirildiği ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur.

Leasing işlemlerinde ise varlığın belirli bir süre fiilî olarak kuruluşun mülkiyetinde bulunması nedeniyle mülkiyet ve risk ilişkisi daha görünür hâle gelmekte ve sigorta uygulaması daha belirgin şekilde karşımıza çıkabilmektedir.

Buradan hareketle katılım finans uygulamasında yalnızca akdin şeklen kurulması değil, mülkiyetin ekonomik ve hukuki sonuçlarının da gerçekten ortaya çıkması önem taşımaktadır.

5. Satım Akdinin Kurulması

Katılım finans kuruluşu malı satın alıp mülkiyetine aldıktan ve gerekli teslim şartları gerçekleştikten sonra, malı müşteriye satım akdiyle devretmektedir. Satım akitlerinde kuruluş, malın maliyet bedelini esas alarak üzerine önceden belirlenmiş kârını eklemekte ve oluşan satış bedeli üzerinden müşteriyle satım akdini gerçekleştirmektedir.

Satım akdi, işlemin niteliğine göre yazılı belgeler veya elektronik ortamda gerçekleştirilen onay ve kabul süreçleri üzerinden kurulabilmektedir. Satım akdinin SMS veya e-posta yoluyla yapıldığı durumlarda, müşteri tarafından belirli bir süre içerisinde geri dönüş yapılmaması hâlinde zımnî kabul ile satım akdinin gerçekleştirildiği uygulamalar bulunabilmektedir. Bu nedenle elektronik ortamda gerçekleştirilen işlemlerde tarafların iradelerinin ve akdin hangi anda kurulduğunun açık biçimde tespit edilebilmesi gerekir.

Satım akdinin kurulmasıyla birlikte malın mülkiyeti müşteriye geçmekte ve buna bağlı riskler de müşterinin sorumluluğuna intikal etmektedir. Böylece katılım finans kuruluşunun malı satın aldığı andan müşteriye sattığı ana kadar üzerinde bulunan mülkiyet ve risk dönemi sona ermektedir.

6. Faturanın İşlemdeki Fonksiyonu

Satım akdinin gerçekleştirilmesinden sonra, BDDK ve ilgili kurum düzenlemeleri ile belirlenen süre içerisinde müşteriden faturanın ibraz edilmesi talep edilmektedir. Faturanın temel amacı, proforma esas alınarak gerçekleştirilen finansmanın, fiilen gerçekleştirilen mal veya menfaatin alımıyla uyumlu olduğunun teyit edilmesidir.

Bu kapsamda ibraz edilen fatura; finansmana konu mal veya menfaatin, satıcının, miktarın, birim fiyatın, toplam bedelin ve diğer ilgili bilgilerin proformada belirtilen şartlarla uyumlu olup olmadığı yönünden kontrol edilmektedir. Böylece proforma üzerinden gerçekleştirilen finansmanın, gerçekten öngörülen mal veya menfaat ve şartlar çerçevesinde kullanıldığı teyit edilmektedir.

Başka bir ifadeyle fatura, finansman işleminin sonradan oluşturulan temel unsuru değil; proforma referans alınarak gerçekleştirilmiş finansmanın fiilî mal alımıyla uyumunu ortaya koyan bir teyit ve kontrol belgesidir.

Operasyon birimleri tarafından yapılan kontrollerde genel olarak satıcının, malın cinsinin, miktarının, birim fiyatının, toplam tutarın ve diğer ilgili bilgilerin proforma ile birebir uyumu incelenmektedir. Fatura ile proforma arasında gerekli uyumun bulunması hâlinde ilgili finansman işleminin operasyonel kapama süreci gerçekleştirilmektedir.

7. Mükerrer Faturalandırmanın Önlenmesi

Katılım finans sisteminde fatura kontrolünün bir diğer önemli amacı da aynı faturanın birden fazla finansman işleminde kullanılmasının önlenmesidir.

Bu kapsamda faturalar, KBFKS ve MFKS gibi ilgili merkezi kayıt ve kontrol sistemleri üzerinden sorgulanarak daha önce başka bir finansman işleminde kullanılıp kullanılmadığı kontrol edilmektedir. Böylece aynı mal veya menfaat alımının birden fazla katılım finans kuruluşu veya finansal kuruluş tarafından mükerrer şekilde finanse edilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

Örneğin 1 milyon TL tutarındaki bir faturanın 500 bin TL’lik kısmı daha önce bir katılım finans kuruluşu tarafından finansmana konu edilmişse, kalan 500 bin TL’lik kısmın başka bir kuruluş tarafından finansmana konu edilmesi mümkün olabilmektedir. Bu durumda ikinci kuruluş, yalnızca kullanılmamış olan kısmı dikkate almakta ve finansmanın eksik kalan tutarı için müşteriden gerekli ilave fatura ibrazını talep etmektedir.

Buna karşılık faturanın daha önce tamamen kullanılmış olduğunun tespit edilmesi hâlinde aynı faturanın yeniden finansmana konu edilmesi mümkün olmamakta ve müşteriden başka bir fatura ibraz etmesi istenmektedir.

Dolayısıyla merkezi fatura kontrol mekanizmaları, katılım finans sisteminde mükerrer finansmanın önlenmesi, finansmanın gerçek bir mal veya menfaat alımına dayanmasının sağlanması ve finansman tutarı ile gerçekleşen ticari işlemin ilişkilendirilmesi bakımından önemli bir kontrol işlevi görmektedir.

8. Proforma ile Fatura Arasında Uyumsuzluk

Finansmanın başlangıcında esas alınan proforma ile finansman sonrasında ibraz edilen faturanın birbirinden farklı olması hâlinde işlem ayrıca değerlendirilmelidir.

Faturada yer alan mal veya menfaat, satıcı, miktar, birim fiyat, toplam tutar veya finansmanın belirlenmesinde esas alınan diğer temel unsurların proforma ile uyumlu olmaması durumunda müşteriden uygun başka bir faturanın ibraz edilmesi istenebilmektedir.

Müşterinin uygun bir fatura ibraz edememesi hâlinde ise finansmanın başlangıçta belirlenen şartlara uygun şekilde kullanılmadığı değerlendirilerek kuruluşun ilgili fıkhî ve operasyonel prosedürleri uygulanmaktadır. Bu kapsamda, kuruluşun kendi geliri olarak kabul edilmemesi gereken tutarlar uygun olmayan gelir kapsamında değerlendirilmekte ve ilgili prosedür çerçevesinde ceza havuzuna aktarılmaktadır.

Burada temel yaklaşım, katılım finans kuruluşunun müşteriye tahsis ettiği finansmanın, proformada belirlenen ve finansmanın konusu olan malın gerçek alımında kullanıldığının teyit edilmesidir. Fatura ibrazı bu nedenle yalnızca muhasebesel bir belge tamamlama işlemi değil, finansmanın dayandığı ticari işlemin başlangıçta belirlenen şartlara uygun gerçekleştiğinin kontrol edilmesi anlamına gelmektedir.


Satım yöntemleri: Kâr beyanı ile satım (murabaha), kârsız satım (tevliye), pazarlık usulüyle satım (müsaveme), peşin ödemeli satım (selem), açık hesaplı satım (isticrar), kâr beyanı ile emtia satımı (teverruk) ve eser sözleşmesi (istisna) türlerinden oluşur.